Basın

Ömür Göksel Bir Efsanedir

“Beni hiç eden sensiz hayatı, sevmek istesem de sevemem artık” şarkısıyla, bir zamanlar ortalığı kasıp kavururdu Ömür Göksel.

Beni hiç eden sensiz hayatı sevmek istesemde sevemem artık . 70’li yıllar tüm gençlik Ömür Göksel şarkıları söyledi. O yıllarda tam üç kez Altın Plak almasına rağmen, 1980’lerin başındaki arabesk furyasından sonra,. İyi müzik yapabilmek için yurtdışına gitti, 14 yıl ABD, İtalya ve Almanya’daki caz kulüplerinde şarkı söyledi. Şimdiki gençlerin çoğu, onu meşhur eden şarkıyı bilmese de stadyumları bu şarkının melodisiyle söylenen “I love you Cimbom, I love you Cimbom” tezahüratıyla inletiyor. Ömür Göksel’in, beyefendiliği, Frank Sinatra etkisindeki müzik üslubu ve soğuk esprileri. Çikolata tutkusundan, günde beş paket yemesinden bahsederken “Sütlü mü yoksa bitter mi seversiniz” diye sorduğumda “Sütlü severim bitter çabuk bitiyor” cevabını veriyor. Sonra da, açıklama yapıyor: “Espri hapşırık gibidir, geldi mi tutamazsınız. Soğuk espri yapmayı seviyorum!” Ömür Göksel, neredeyse 25 yıl sonra, 2006’nın mart ayında DMC’den yayınlanan “A Touch of Quality” albümüyle yabancı sözlü şarkılar listesinde sessiz sedasız bir numaraya yerleşti. Aylarca yerini korudu. Albümün beklenmeyen başarısından sonra, kasım ayında “A Touch of Love” albümünü hazırladı. Başarı bu albümde de devam etti. Ömür Göksel, 300 kelimeyle konuşanlara inat Türkçe’yi hakkını vererek kullanan, yanındaki hanımdan önce oturmayan “demode”lerden. “Demode kalmaktan büyük keyif alıyorum” diyor.

Altı göbek İstanbullu Tekel Genel Müdürü Rıza Numan Göksel ile konservatuvar mezunu Süheyla Hanım’ın ilk ve tek çocukları olarak, Osmanbey semtindeki bir apartmanda 2 Mayıs 1942’de dünyaya gelir. Oyun arkadaşı, kardeşi olmadığı için sıkılmaktadır. Şikayet ettiğinde annesi, “Şarkı söyle o zaman oğlum” cevabını verir. Taksim’den Şişli yönüne günde dört, Şişli’den Taksim yönüne üç otomobilin geçtiği yıllardır. Çocukluğunun en büyük eğlencesi, balkona çıkıp akşama kadar otomobil saymaktır.
İlkokula başlar ama kafası dağınıktır. En büyük ideali futbol ve basketbol oynayıp müzik dinlemektir. Çocukluk ve gençlik harçlıklarının tamamı, üzeri pullu plaklara ve pikap iğnelerine gider. Birkaç okul değiştirmesi dost portföyünün kabarmasına vesile olur. Evlendiği yıllarda kendisine tanıştırdığı herkesi “sınıf arkadaşım” diye tanıtması üzerine eşi dayanamaz, sorar: “Ömür sen stadyumda mı okudun, bu ne büyük sınıf!”

Edebiyata, şiire düşkünlüğünün sebebi, Davutpaşa Ortaokulu’ndaki edebiyat öğretmeni Baha Bey’dir. Onun sayesinde hayata bakışı değişir, fen bilimlerine hiç bulaşmaz, şiirler, şarkılar yazar.
Bir arkadaşı Ömür Göksel’in sevdiklerini şöyle sıralıyor: Atatürk, Frank Sinatra, Charlie Chaplin, Metin Oktay ve çikolata. Hálá günde beş paket çikolata yemesi çocukluğundan kalan miras.
Gençlik yıllarında Galatasaray’da futbol ve basketbol oynar. Özhan Canaydın da takımın kaptanıdır. Futbol, basketbol oynarken, salon beyefendisi haşin bir sporcuya dönüşmektedir.
Basketbol oynadığı yıllarda duşta söylediği Frank Sinatra, Nat King Cole şarkıları arkadaşlarının dikkatini çeker. Bir akşam onu, Caddebostan Maksim’deki ses yarışmasını izlemeye götürürler. Yıl 1960’tır. Yarışmayı izlerken sunucu Orhan Boran, “Sıra Ömür Göksel isimli müsabıkımızda” deyince kalakalır. Arkadaşları ondan habersiz ismini yarışmaya kaydettirmiştir. Şaşkın ve bacakları titreyerek sahneye çıkar, Tom Jones’un “Till” şarkısını söyler. Ömür Göksel birinci olurken, 1970’li yılların ünlü pop şarkıcısı Ertan Anapa aynı yarışmada ikinci sırayı alır.
Yarışmada birinci olmuştur olmasına ama müzikle uğraşmasına pek de sıcak bakmayan babasına nasıl söyleyeceğini bilemez. Tebrik telefonlarından babası durumu öğrenir. Göksel babasının kızacağını düşünürken o oğluna şöyle der: “Birinci olduğuna göre doğru bir iş yapmışsın demek ki. Bu saatten sonra sana müzik yapma diyemem. Neyi iyi yapıyorsan onu yap”. Annesi ise oğlundan emindir, “Yarışmaya katılsan birinci olacağını biliyordum” diye destek verir.

Birincilik sayesinde İstanbul’un önemli orkestralarından teklifler gelir. O, üniversitede iktisat okumak için 1962’de Almanya’ya gider. “Boyumun ölçüsünü aldım, 1.75 miş” diyerek mezun olamadan geri döner. Döner dönmez İzmir’de askere gider. Ne iş yaptığı sorulduğunda “Top oynuyorum” demesi üzerine “İyi o zaman seni topçu yapalım” derler. Denizgücü, Karagücü, Havagücü’nün futbol takımları arasındaki müsabakalarda, Karagücü’nde top koşturur. Takımı elenince, “Şarkı da söylerim” der. Komutanların, “Hicaz söyler misin” sorusuna espriyle cevap verir: “High caz söylerim.” Orduevinde sesi o kadar beğenilir ki, kaçamak olarak bazı akşamlar Hilton’un roof’unda da sahneye çıkar.
Asker dönüşü birçok orkestradan teklif alır, İstanbul ve Ankara Radyosu peşine düşer. Herkesin peşine düşmesi sadece iyi şarkı söylediği için değildir, o zamanlar bas sesli şarkıcı az olduğu için gözler üzerindedir. Yapımcı Aykut Sporel, Ömür Göksel’e hemen bir plak yapmayı teklif eder. Mutluluk isimli plak aynı yıl Altın Plak ödülünü alır. Daha sonraki yıllarda iki kez daha altın plak alır. 1972’de ise yılın şarkıcısı olur.

1970’de arkadaşlarından birinin kız kardeşiyle bir yardım kuruluşunun düzenlediği gecede karşılaşır. Kendisinden altı yaş küçük Hülya Hanım’dan o kadar etkilenir ki, yanına gider, şu teklifi yapar: “Şu an evli ya da nişanlı olabilirsin ama idealimdeki evlenilecek kadın sensin. Şu an çok ünlüyüm, evlenmeyi de düşünmüyorum ama bu sana açık bir çek. Evlenmeyi düşünürsen beni ara.” Böylesine önemli bir konuda bu kadar çabuk karar vermesini şöyle açıklıyor: “Çok kararlıyımdır. Benim için en kötü karar, kararsızlıktan iyidir. Hayatımda keşke yoktur.”
Galatasaray Kulübü’nde yüzücü ve kürekçi olan Hülya Hanım bir hafta sonra verilen açık çeki kabul eder. Altı ay sonra evlenirler. 1971’de kızları Serenat, 1973’te de oğulları Sonat doğar. Yıllarca isminin telaffuzu nedeniyle yurtdışında birçok sorun yaşayan Ömür Göksel, çocuklarının aynı olaylarla karşılaşmaması için bu isimleri seçmiştir. Konu açıldığında, yıllar önce Almanya’da yaşadığı olayı anlatır: “İsmimi bir türlü telaffuz edemiyorlardı. Almanya’da sahneye çıkacağım şunu söylediler: Sesin Frank Sinatra’ya benziyor, Tom Jones da çok moda. Sana Frank Jones ismini koyalım, Türk isminle bir şey olamazsın. Teklifi kesinlikle kabul etmeyeceğimi söyledim. Yine de o akşam bu isimle anons ettiler. Dinleyenler alkışla kıyameti kopardı. Sahneden inince, bir daha kesinlikle bu isimle anons edilmek istemediğimi söyledim. Ertesi gece ismimle anons edildim. Önceki geceden daha da iyi şarkı söylediğim halde alkışlar cılızdı.”
1977’de korsan kaset modası artar, arabesk furyası ayyuka çıkar. Ömür Göksel, kaset yerine plak yayınlamakta ısrar etmektedir. Henüz plağı çıkmadan korsan kaseti piyasadadır. Korsan hakkında dava açmaya kalkınca, şirket sahiplerinin zaten müebbet hapse mahkum kişiler olduğunu görür. 1979’da İstanbul Hilton Oteli’nde program yaparken New York, Milano, Tokyo ve Tahran Hilton’da çalışmak üzere bir yıllık teklif alır. Bir ay sonra New York’tadır. Tahran Hilton kontratı Humeyni rejiminin kurulmasıyla iptal olur.

Bir yıl ABD ve İtalya’da çalıştıktan sonra çocuklarını ve eşini de alarak bu kez Almanya’ya yerleşir. Bir caz kulübünde sahneye çıkmaya başlar, Türkiye’de yapamayacağı bir müzik türü olduğu için burada çalışmaktan çok mutludur. Tam 14 yıl sadece yazları Türkiye’ye gelerek Almanya’da hayatını sürdürür.

Oğlu Sonat da babası gibi futbol sevdalısıdır ve Almanya 1. ligindeki Fortuna Düsseldorf’ta top koşturur. Zamanın Galatasaray başkanı Alp Yalman, Sonat’ı bir maçta izledikten sonra “Bu çocuk bizde oynasın” der. Kızı Serenat, okumak için ABD’ye gitmiştir, oğlu da futbol oynamak için İstanbul’a gidince, Almanya’da eşiyle yalnız kalır.

1997’de Türkiye’ye dönmeye karar verirler. 14 yıl önce İstanbul’dan ayrılırken havaalanında onu uğurlayanlardan geriye kimse kalmamıştır. Sadece Cenk Koray gelir karşılamaya. Bir zamanlar imza isteyenler tarafından yolu kesilmeden adım atamadığı sokaklarda artık onu tanıyan yoktur.

Bu arada müzikten kopmaz. İki yıl Antalya’da beş yıldızlı bir otelde yazları program yapar. Eşe dosta hediye etmek için hazırladığı 18 şarkılık CD’yi, bir gün Kerem Görsev’e dinletir. Görsev “Abi, buradan hiçbir yere ayrılma bir saat sonra seni arayacaklar” der. Telefonu çalar. Doğan Music Company’den arayıp, “Size bir albüm yapmak istiyoruz” derler. A Touch of Quality albümü 1 Mart 2006’da piyasaya çıktığında listelerde bir numara olur. Yedi ay sonra yine yabancı şarkılardan oluşan A Touch of Love albümü de üst sıralarda yer alır.

Bir cevap yazın