Basın

Türkiye’nin En Eğlenceli Ses Kralı Ömür Göksel

Öncelikle büyük bir nezaket gösterip yoğun albüm promosyon çalışmanızın arasında söyleşi teklifimi kabul ettiğiniz için çok teşekkür ederim.

1970 -1980 arasında tam 13 adet 45’lik plağınız listelerde 1 numara olmuşken Amerika ve Avrupa’dan aldığınız teklifler üzerine 17 yıl Türkiye’de yoksunuz, dönüyorsunuz, çalışmalara başlıyorsunuz, bu kez dünyada en çok sevilen şarkılardan oluşan ”A Touch Of” serisi çıkıyor karşımıza; gerçekten muhteşem bir dönüş yaptınız!
A Touch of Quality – A Touch of Love – A Touch of Latin – A Touch of Disco ve son olarak da A Touch of Amore, son 6 yılda sunduğunuz 7 albümden, 5’i yabancı dilde olmasına karşın en çok satan CD’ler listesinde ilk sıraları parselleyen albümler oldular.

CD satışlarının taban yaptığı müzik sektöründe sizin CD lerinizin tavan yapması şaşırtıcı.
Dilerseniz artık sorularımı sıralamaya başlayayım:

Albümünüzde yer alan bu şarkıların seçimlerini nasıl ve neye göre yaptınız ve tecrübeli bir müzisyen olarak albüm seslendirmeniz esnasında stüdyoda nasıl bir taktik uyguluyorsunuz?

ÖMÜR GÖKSEL: Önce şarkıyı sevmem lazım, sonra içinde kendimi bulabiliyor muyum, en önemlisi de şarkı benim sesime uygun mu? Bütün bunlar benim denetimimden geçmişse nasıl yorumlamalıyım kısmı devreye giriyor.
Ama ben stüdyoda bir şarkıyı başkaları gibi “57 kere söyleyip 7’nci tekrardaki birinci satırı, 16’ncı söyleyişteki 2’nci bölüme eklemiyorum”. Duygularım beni nereye sürüklemişse öyle bırakarak bir kerede söylüyorum.

Türkçe sözlü albüm düşünüyor musunuz?

ÖMÜR GÖKSEL: 2008’de “Ömürlük Şarkılar” adı altında yepyeni bir Türkçe albümüm müzikseverlerle buluştu. Bana ait olmayan ancak daima gıpta ederek dinlediğim şarkıları yorumladım CD’de: “Kaybolan Yıllar”, “Sevdim Seni Bir Kere”, “Sensiz Yıllarda”, “Anlatamam Görmen Lazım”, “Son Mektup”, “Memleketim”, “Söyleyemedim”, “Baş Harfi Ben”, “Ben Böyleyim” ve “Hey Yıllar” gibi şarkılardan oluşmuştu Ömürlük şarkılar.
Onu takiben de “Aramızda Kalsın” isimli albümüm de 2009’da müzik marketlerde yerini aldı. Bana göre en güzel albümüm de odur, ancak bu CD eski sanatçıların 45’liklerini CD haline getiren Ossi firmasından çıktığı için çok kişi tarafından eski zannedildi, oysa tamamı yepyeni, romantizm dolu bir albümümdü. Albümlerimin devamı gayet tabii gelecek. Amacım son nefesime kadar şarkı söyleyebilmek.

Biraz eski yıllara, Türk Popüler müziğinin filizlendiği yıllara dönelim mi?
1969 yılında yaptığınız ilk plağınız “Mutluluk”, sonra 1972 senesinde “Sevemem Artık” ve derken 1975 senesinde ise “Yanıyorum” ile üç altın plak ödülü kazandınız. Türkiye’nin altın sesiydiniz, milyonlarca hayranınız vardı ve siz bir gün ansızın yurt dışına gittiniz; giderken ardınızda hem şöhretinizi, hem de belki de en önemlisi, hayranlarınızı bıraktınız. Bu kadar radikal bir kararı almanızın sebebi neydi?

ÖMÜR GÖKSEL: 1980’de aldığım bir teklif dünyaya açılabilmem için bir fırsattı. Dünyanın 5 yıldızlı otellerinde iyi bir ücret karşılığında şarkılar söyleyecektim. Ancak yurt dışına çıkanlar veya oralarda yaşayanlar, biz Türklere ve de müslümanlara fazla sempati duyulmadığını daha ilk günden hissederler. Buna rağmen bana 17 yıl iş verdiklerine ve de yüksek bir hayat standartı sunduklarına göre İtalya’da, Amerika’da ve Almanya’da ülkemi çok iyi temsil ettiğimden hiç kuşkum yok.

1998 senesinde geri döndüğünüzde, neler hissettiniz, yeniden başlamanın verdiği bir ağırlık var mıydı üstünüzde?

ÖMÜR GÖKSEL: Benim hayatım her gün yeniden başlar. Sabah uyandığımda önce aynada kendimle selamlaşır, iyi günler diler ve bu gün hayatındaki geri kalan günlerinin ilk gününe başlıyorsun Ömür, doğum günün kutlu olsun derim. Ancak beni iyi tanıyıp çok seven bir nesilden 17 yıl ayrı kaldıktan sonra döndüğümde beni tanımayan bir jenerasyonla karşılaşmak biraz boşlukta dolaşmama sebep oldu.

30 yaşına kadar şöhret olmak belki kolaydır ama 55. yaşından sonra kaybetmiş olduğunuz ününüzü tekrar yakalayarak yeniden branşınızda 1 numaraya yükselmek her babayiğitin harcı değildir sanırım. Bu konuda ben, Ömür Göksel’i tevazuya gerek duymadan alkışlıyorum.
Hayatı dolu dolu yaşayan bir insansınız. Sürekli çalışıyor, hiç boş durmuyorsunuz; günümüzde insanlar, bilgisayar başında oturdugu halde, yorulurken siz bu enerjiyi nereden buluyorsunuz?

ÖMÜR GÖKSEL: Düşünüyor, seviyor, ve gülüyorum; bu üç fiil benim hayatımın felsefesi. Mizahla yaşıyorum. Mizah, gülen bir düşüncedir. Kahkaha, ruhun dansıdır. Ruhuma dans ettiriyorum. Neşeli bir yaşamın ömrüme ömür katacağına inanıyorum. Kalp ilacı olarak kendime yazdığım reçete, günde 5 öğün gülmek. Gittiğim yerlere mutluluk götürdüğüm söyleniyor, bu da daima aranan bir kişi olmamı sağlıyor. Gerçekten dost portföyüm çok kabarıktır. Bu portföyde kin ve nefrete hiç yer yoktur. Boş zamanım hiç yok; bana kalsa günler 26 saat olmalı.

1970 senesinde evlendiniz, iki harika çocuğunuz oldu ve aynı filmlerdeki gibi mutlu bir şekilde yaşamınızı sürdürüyorsunuz. Artık maalesef günümüzde uzun soluklu evlilikler de kalmadı; başı ağrıyan boşanıyor! Eh, bir de boşanan kişi ünlü ise, boşanma işini albüm promosyonu haline getiriyor. Elbette kameralar önünde yaşayan kişilerin evlilikleri de sürekli göz onündedir; ama bir nesil vardi ki, o da sizin nesliniz, evlilikleri ile, yaşamları ile herkese örnek olmuştur. Bunu nasıl başardınız; peki biz niye başaramıyoruz?

ÖMÜR GÖKSEL: Mutlu insanlar karşılarına çıkanların değerini bilen kişilerdir. Kiminle evlenilebileceği kararı, hayattaki en önemli karardır. Mutluluk parfüm gibidir, uçar gider, ancak doğaya ve etrafınıza pozitif bakarsanız her köşe başında mutlulukla buluşabilirsiniz. Ben Mutluluk’la 1969’da sözlerini yazdığım bir şarkıda buluştum. “Mutluluk” adlı şarkı benim ilk aldığım altın plak ödülüm oldu. 1970’te yine kendim gibi Galatasaray’da spor yapmış ve benimle aynı okulda okumuş, hayata bakış açısı modern bir genç kızla evlenerek mutluluğumu perçinledim. Mutluluk ağacımız ,1971 ve 1973’te bize meyvelerini Serenad ve Sonat olarak verdi. Bir kızım ve bir oğlum olmuştu. 1972 ve 1974’te Yılın Şarkıcısı olmam ise beni mutluluk yağmurunda şemsiyesiz bırakmıştı. Mutluluktan sırılsıklam olmuştum. 4 Kişilik ailemizle medyatik olmaktansa melodik olarak yaşamayı tercih ettik. Basından ve dedikodulardan uzak…

Sizin çok beğendiğim bir sözünüz var: “Kemanda ahşap ne kadar eskirse o kadar güzel ses alırsınız. Bizler de galiba eskidikçe daha iyi sesler verebiliyoruz.”
Geçen yıllar, mesleki anlamda sizde ne gibi bir değişim, ne tür bir gelişim sağladı?

ÖMÜR GÖKSEL: Çok değerli müzisyenlerle çalışmak gayet tabii benim müzikalite ufkumu genişletti. Şarkıyı söylerken sadece kendim duygulanmayıp dinleyicimi duygulandırmayı keşfettim. Bir şarkıcı, bir yorumcu için en mühim ileri adım budur bence.

Yaşamınızda hayallerinizi gerçekleştirmek ve hedeflerinize ulaşmak için nasıl bir çaba gösterdiniz?

ÖMÜR GÖKSEL: Bir şeyi gerçekleştirebilmek için önce hayalini kurmanız lazım. Başarı detaylarda gizlidir. Detaylara önem verirseniz hedefe daha çabuk ulaşırsınız ve başarı sizinle bütünleşir. Bütün bunlara bir de sabır eklemeniz kaçınılmaz. Şans faktörü de önemlidir. Eğer şansınız varsa horozunuz bile yumurtlar. Kimse başarı merdivenlerini elleri cebinde tırmanmamıştır.. Ancak halkının ceplerine ellerini sokup tırmananlar mevcuttur.

Her ne kadar bir kısmı yurt dışında geçse de 48 yıldır sahnelerdesiniz ve ara vermeden müzik yapıyorsunuz. Bunca yoğun çalışmanıza rağmen mesleğinizle ilgili bir pişmanlığınız oldu mu?

ÖMÜR GÖKSEL: Asla!! Benim lügatımda “keşke” sözcüğü yoktur! Biliyor musunuz “Eğer” ile “Meğer” evlenmişler, “Keşke” diye bir çocukları olmuş.

İlk defa ünlü olduğunuzu nasıl anladınız?

ÖMÜR GÖKSEL: Ün, rüzgara benzer; nereden eseceği hiç belli olmaz, hatta bu rüzgar sizi sürükleyebilir, o yüzden yere sağlam basmanız lazımdır. Şöhreti yakalamak kolay, taşımaksa oldukça zordur. Herhangi bir özelliğinizle farkedilir hale geldiğinizde, bir ayrıcalığınız olmuştur, ancak ünlü insanın hata yapma hakkı yoktur!

Bu pırıltılı hayatın ardında yaşanan gizli acılar nelerdir? Bu meslekte sizi en zorlayan şey ne oldu?

ÖMÜR GÖKSEL: Sahne önü göz kamaştırıcı, kulisi ise oldukça karanlık olan bir mesleği tam 48 yıldır icra ediyorum. Ancak 1983’te babamı kaybettiğim gün sahnede acı da olsa tebessüm etmeye mecbur kalarak programıma devam edişim beni çok zorlamıştı. Ama sanat hayatınızda perdeyi kapatamazsınız.

Müziğe ilk başladığınız yıllarda şöhret mi istediniz, yoksa amacınız sadece müzik yapmak mıydı?

ÖMÜR GÖKSEL: Şöhret olmak aklıma bile gelmedi, sadece kaliteli müziği kitlelerle paylaşmak istedim hala da bu duygularla şarkılar söylüyorum.
Zaten büyüyünce şarkıcı olacağım(!).

Sizce günümüz gençlerinin şöhret basamağında yaptıkları en büyük hatalar nelerdir?

ÖMÜR GÖKSEL: Onlara nasihat veremem, sadece örnek olmaya çalışırım.

Gazinolar yerlerini gece kulüplerine bıraktı; gazino yıllarını özlüyor musunuz? Gazino seyircisi ile gece kulübü müşterisi arasında ne fark var?

ÖMÜR GÖKSEL: Günümüzde ne gazinolar ne de gece kulüpleri var. Arabesk şarkıların söylendiği, lahmacun eşliğinde rakı veya viski içilen mekanlara gece kulübü denir mi? Olsa olsa “Türkü Bar” adı verilebilir. Ben artık davetlerin, özel kulüplerin aranılan şarkıcısı oldum, mesela üyelere mahsus Moda Deniz Kulübü’nde ayda bir Cumartesi geceleri şarkı söylüyorum hem de üç saat non-stop yirminci yuzyilin en güzel, en seçme şarkıları repertuarımda yer alıyor. Ayrıca ayda bir kez mutlaka Rahmi Koç Müzesi’nde danslı konserlerim oluyor, onların firmalarının gecelerinde; artık müzelik olduğum için herhalde beni istiyorlar.

Bildiğim kadarıyla albüm satış grafiğiniz oldukça yüksek; bu başarıyı her albümünüzde sağlamak için nasıl bir strateji uyguluyorsunuz ve sizce Ömür Göksel’in takipçileri kimlerdir?

ÖMÜR GÖKSEL: Evet albümlerim tüketiliyor. Ülkemizde gittikçe uçuruma sürüklenen müzik sektöründe Ömür Göksel CD’leri satıyor. Benimle bütünleşmiş, kemikleşmiş bir dinleyici kitlem var. Bu zümre daha ziyade 35 yaşın üzerinde, hatta 80’e kadar uzanıyor. Onlara yavaş yavaş genç jenerasyonun kaliteli müzik severlerini de eklemeye çalışıyorum. Bu gürültü kirliliğinde zor da olsa galiba başarıyorum. Albümlerimi sadece kaliteli müzikseverlerin dinlemeleri, arşivlerine almaları için yapıyor ve sunuyorum. Satışından para kazanayım, şöhret olayım diye bir kaygım yok.

Son olarak yeni albümünüz “A Touch Of AMORE” hakkında sormak istiyorum: Gerçekten birbirinden muhteşem şarkılar ardı ardına geliyor ve sanki bu albüm, dinleyenlere evlerinde ROMANTİZM yaşatmak için yapılmış. Siz bu albümünüz hakkında neler düşünuyorsunuz?.

ÖMÜR GÖKSEL: “A Touch Of AMORE” gerçekten çok ama çok güzel bir albüm oldu. Dinlerken bile dans ediyorum. Yerleştirin CD çalarınıza 55 dakika ROMANTİKLEŞİN, yan etkileri yoktur ancak bağımlılık yapabilir. Günde 4 kereden fazla dinlemeyin.

Mizah yönünüz…

ÖMÜR GÖKSEL:Mizah ciddi bir iştir ancak anlayana yapılmalı.
Dinleyen, anlatan kadar arif olmazsa nükteler boşa gider, zaman kaybıdır.
Espri, anlayabilen olursa doyumsuzlaşır ve de aksırık gibidir, geldi mi tutamazsın.

Aslında şarkılar ve şiirlerle hüzünlendiren, nüktelerle neşelendiren bir Talk Show düşünüyorum ancak anlayan olursa…

Bir cevap yazın